HUKUKUMUZDA ASPARAGAS E-POSTA ZİNCİRLERİ

3 Eylül 2009, Çengelköy


İşbu çalışma ilk olarak 6 Eylül 2009 tarihinde – şu an yayında bulunmayan bilisimhukuk.com üzerinde – http://www.bilisimhukuk.com:80/2009/09/asparagas-e-posta-zincirlerinden-dolayi-suclu-olabilirsiniz/ adresinde yayınlanmıştır.


 

İnternetin doğası tamamen farklı. Bir yerlerdeki ilginç bir web sitesi, e-posta, yazı, video ya da haber, bir anda çılgınca yayılabiliyor. Çünkü ortam iletişimi kolaylaştıran ve hatta destekleyen bir doğaya sahip. Zaten “viral marketing” denilen olay da bizzat bu. İnternet, dünyayı algılamamızı değiştirirken; bugüne kadar düşünülmemiş iş modelleri, alışkanlıklar, hatta hastalıklar ve de suçların da karşımıza çıkmasına neden oluyor. Suçların tanımlanması ve yaptırımlarının geliştirilmesi ve daha da önemlisi bunların hukuka uygun biçimde uygulanabilmesi ise zaman alabiliyor. Ancak bazen internetin dokunduğu noktalar çok şaşırtıcı olabiliyor. Örneğin, hiç düşünmeden forward edilen bir e-posta yüzünden, bir gün beklenmedik sonuçlarla karşılaşmak hiç de uzak bir ihtimal değil, Bu yazımız, bu konuyu örneklerle açıklamak ve zincir e-postaların spam dışındaki problemi olan iftira içermelerinin hukuki niteliğine değinmek amacında olduğu kadar toplumsal uyarı niteliği de taşıyor.

E-posta kutularımıza gelmiş olan yazıları adres defterindeki herkese iletmek eğlenceli olduğu gibi aynı zamanda riskler de taşıdığı için tehlikeli bir alışkanlık. Bazen eğlenceli bir içerik yerine protesto vb. içeren e-postalar da bu iletme (forwarding) mantığı yüzünden zincir halinde internet üzerinde kitlelere yayılabiliyor. Ancak yukarıda da dediğimiz gibi, bu şekilde bazen sadece başlığını ya da ilk bir kaç satırını okuyup ilettiğimiz bir e-posta günün birinde başımıza iş açabilir.

Tam bu noktada konunun daha da detayına inmeden hemen şunu da eklemek gerekiyor: e-posta yazışmalarının etik kurallarına göre; şirket içi olmayan ya da birbirini tanımayabilecek kişilerin de aralarında bulunduğu çok kişiye gönderilen e-postalarda adresler “to”(gönderilen) bölümüne değil ve fakat “bcc”(gizli gönderilen) bölümüne yazılarak gönderilmelidir. Aksi halde, e-posta adresi açık olarak yazılan kişilerin iletişim adresleri diğerlerine ifşa edilmiş ve bu kişiler spam riskiyle karşı karşıya bırakılmış oluyorlar. Hatta bu türden e-postalar en başta aslında bu zincire dahil olan kişilerin e-posta adreslerini çalmak ve toplu e-posta adresi satan firmalara satmak amacıyla başlatılmış olabiliyor. Bir e-postadan ne kadar da çok suç çıkıyor!.

Size gelen bir e-posta arkadaşınızla yaptığınız bir haberleşme de olabilir. Bu durumda onun rızasını almadan başkalarına iletmeniz (forward)’niz halinde TCK. 132/3 gereği Haberleşmenin gizliliğini ihlal edebilirsiniz ve altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılabilirsiniz.

Bu yazının esas amacı ise: bu tür zincir e-postalar iler doğru olmayan ya da ispatlanamayacak iddiaların yer aldığı (belli marka bir ürünün kalitesiz, pahalı ya da sağlığa zararlı olduğu gibi) e-postaların, bir saniye bile düşünülmeden gönderilmesi ya da iletilmesi halinin hukuki açıdan nasıl bir sorumluluk rejimine tabi olduğu ya da olması gerektiği.

Örnek Olaylar

Bu tür zincir e-postalara örnek olarak hemen ilk akla gelenler şunlar; 17 aralık 2004′de Türkiye’nin AB üyeliği müzakereleri için tarih aldığının hemen ertesinde, yayılmaya başlayan ve “madde 3 – Türkiye federasyonu kabul ediyor” içerikli e-posta, Türk Telekom’un 118 (şimdi 11811) numaralı rehber hizmeti hakkındaki pahalılık iddiası içeren e-posta ve Danoneye iftira içeren e-posta.

Bu andığımız olaylardan ilkindeki ilgili yazı, bir süre internette forward edildiyse de, aklı başında vatandaşların “hani nerde o 3.madde, bu linke baktım öyle bir madde yok” ifadeleri sonucu gönderilmemeye başlandı. Bu olay hakkında hukuki bir süreç gelişmedi.

Ancak özellikle 3. örnek olan Danone hadisesinde iyice belirgin olan firmalar ve ürünlerindeki problemler ya da pahalılık konusundaki e-postalar hakkında hukuki süreçler şu anda devam ediyor ve sadece anılan e-postaları ilk oluşturan ve gönderen kişi ve kişiler değil, daha sonraki aşamada kendisine gelen e-postayı gönderen (forward eden – ileten) kişiler de sorumlu olabiliyor. Çünkü kendilerine gelen e-postayı doğruluğunu hiç kontrol etmeden sırf sevdiklerini uyarma içgüdüsüyle aynen göndererek, içerikteki iddiayı onlar da yapmış oluyorlar.

Popüler ve başarılı bir şirketin sahibi ya da yöneticisi olduğunuzu varsayın. Siz işinizde gücünüzdeyken, firmanız hakkında bir e-posta internette dolaşmaya başlıyor. İftiralarla dolu bu e-posta bir gecede yayılıyor ve dedikodu büyüyor. Bunu ilk kimin başlattığını bilmediğiniz gibi, zaten siz ne olup bittiğini anlayana kadar satışlarınız düşmeye başlıyor ve kontrol elinizden çıkıyor. Artık bir tek çözüm kalmış gibi gözüküyor: bütün müşterilere tek tek ulaşıp, “Ortada firmamız/markamız hakkında bir iftira vardır. Malum e-postada yazanlar yalandır. Ben doğruyu söylüyorum” diye derdinizi anlatmaya çalışmak (mı?).

Bir ürünü, servisi ya da şirketi kötüleyen e-postaları gönderenler için uzmanlardan ‘İşten atılmış insanlar’, ‘O şirkete bir nedenle kızmış insanlar’, Danone için gönderilen e-postayla ilgili tahminde olduğu gibi ‘Milliyetçilik nedeniyle kızan insanlar’ gibi yorumlar var. Tabi ‘Rakip firma olabilir mi?’ diye de bir soru sürekli akıllarda. Ama böyle bir olayın meydana çıkmasının sonuçlarına katlanacak firma olacağına inanmak da çok güç. Çünkü bu tür e-postaların kaynağına ulaşmak gittikçe daha çok mümkün hale geliyor. Hem yazılımsal gelişmeler sayesinde, hem de kolluk güçlerinin bilgi ve uzmanlıklarının artmasıyla artık kısa süre içinde kimlik bilgileri ip numarasından kolaylıkla tespit edilebiliyor.

Bu tür iftiraya dayalı web atakları sadece ülkemizdeki şirketlerin değil tüm dünya şirketlerinin sorunu halinde. Hatta bunlarla mücadele etmek için internette kurulmuş siteler bile var. Ama böyle bir saldırıya karşı etkili şekilde savaşabilmek için, teknolojiden çok iletişim uzmanlığı, psikoloji bilgisi, soğukkanlılık ve sabır sahibi olmak gerekiyor yani kısaca toplum mühendisliği alanındaki uzmanlardan yardım almak gerekiyor.

Danone Hadisesi Ve Toplum Bilincinin Manipülasyonu

Türkiye’de de 2005 yılında Danone’nin başına geldi bu türden bir felaket, bir iki yıl önce de LC Waikiki böyle bir saldırıya uğradı.

Danone’nin başına gelen Türkiye’deki internet saldırılarının en kapsamlısı ve belki de etkisi en büyük olanıydı. 2005 yılının mayıs ayında bir internet forumunda Danone’nin gıda ürünlerinin çocukların zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkilediğini iddia eden bir yazı yayınlandı. Yazıda: “Fransız Danone’nin Türkiye için üretilen ürünlerinin içinde çocukların zihinsel ve bedensel gelişimini olumsuz etkileyecek madde koyduğu ve 2-12 yaş arasındaki çocukların tükettiği ürünlere konulan maddeyle gelecek nesillerin zeki olmasının engellenmesi çabası olduğu” iddiası bulunmaktaydı. Bu karalama mesajını hazırlayan kötü niyetli kişiler, iletiye Profesör Doktor Turan Karadeniz’in imzasını, bilgisi ve onayı dışında eklemekten ve zincir ileti haline getirip internette dolaştırmaya başlamaktan da çekinmediler. Profesör Doktor Turan Karadeniz’in konu ile ilgisi bulunmadığını açıklamasına rağmen; bu zincir ileti internette dolaşmaya devam etti. Danone Türkiye, bu duruma müdahale edinceye kadar dedikodular da artık çığrından çıkmış bir hal almıştı.

Danone Türkiye’nin yapmış olduğu araştırma, İnternetin kontrolsüz ortamında başlayan bu mesajın yaklaşık olarak 6 Milyon kişiye ulaşmış olduğunu gösteriyor, diğer bir deyişle de Türkiye’deki her üç haneden birine ulaştığı anlaşılıyor. Mesajın internet yoluyla ulaştığı kişiler bunun sadece yüzde 20’sini oluşturuyordu; geriye kalanlar haberi kulaktan duymuştu. Ama internet olmasaydı, bu karalama kampanyası hiç başlatılamayacaktı. 25 – 45 yaş arası kadınlar arasında yapılan bir araştırmada, mesajın bilinirlik oranının %30’lara varıyor olması, bu karalama mesajının yayılımını gösteriyor. Bu asılsız mesaja kananların yüzdesi ise, yaklaşık 1/4 oranında. Bir basit! e-posta, iftira dolu içeriği sayesinde ve internetin gücüyle birleşen kulaktan kulağa yayılma etkisiyle; sadece Danone’nin çocuklar için ürettiği sütlü ürünlerin satışını azaltmakla kalmadı, Türkiye’deki tüm süt ürünleri pazarını da daralttı.

Danone Türkiye, karalama kampanyası hakkında bilgi edinmesi sonrasında hızla aksiyona geçmiş ve öncelikle, söylentinin çıkış kaynağı tespit edilmiştir. 24 Şubat 2006 tarihinde bu yazı ve internet sitesi hakkında tespit yaptırılmış ve hukuki süreç resmen başlatılmıştır.
20 Nisan 2006 tarihinde Ticaret mahkemesinde dava açılmıştır. Hukuki süreç içerisinde; Ticaret Mahkemesi tarafından, sitenin sayfasına Türkiye’den ulaşımın engellenmesine dair ihtiyati tedbir kararı alınmıştır. Bu karar, T.C. Telekomünikasyon Kurumuna gönderilmiştir. Site yönetimi de 24 Ocak 2007 tarihinde Özür ve Düzeltme yazısını yayınlamıştır. Site yönetiminin aldığı önlem ve yaptığı düzeltmeler sonrasında siteyle yaşanan adli süreç sulh ile sona ermiştir. Yasal sürecin bu aşamasında; bu büyük karalama kampanyası, aydınlığa kavuşması yolunda, Cumhuriyet Savcılığı’na gerekli başvurular yapılmıştır. Şüpheli ya da şüphelilerin Bilgisayar IP numaralarına ulaşılarak, bu numaralar Savcılığa ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü’ne teslim edildi.

Danone Türkiye’nin verdiği mücadele, bütün şirketlere örnek niteliğindeydi. Bir yandan hukuk savaşını sürdürürken etkileri tamamen silmek için bu yetersiz olduğu için esas önemli çalışmayı da toplum mühendisliği alanında yapmaları gerekti.

Ama Danone harekete geçmek için bu soruşturmanın sonucunu da beklemedi. Ürünlerinin sağlıklı olduğuna dair raporlar alarak bunları reklamlarında duyurdu. Adı haksız yere kullanılan Prof. Dr. Turan Karadeniz de, basının karşısına çıkarak bu iddiayla hiç bir ilgisinin bulunmadığını açıkladı. Bizzat Danone Türkiye Genel Müdürü Serpil Timuray basın toplantılarına katıldı. İsteyen annelere Ayşe Özgün eşliğinde Danone fabrikaları turu bile düzenlendi. Sonuçta Danone, üstüne atılan lekeyi temizledi ama bu büyük bir emek ve masrafa mal oldu. 2005 yılı mayıs ayında sunucusu Almanya’da bulunan bir forum sitesinde yer alan hayal ürünü bir yazı ile başlayan bu karalama kampanyasının olumsuz etkileri de böylece sona erdirilmiş oldu.

Burada düşündürücü ve endişe verici olan ise halkımız tarafından güvenilir bir kaynak olarak görülen internetin bu anlamda ağır bir yara almış olmasıdır: saygın bir kuruma bilinçli bir şekilde zarar vermek için; saygın bir akademik kurumun ve saygın bir bilim insanının isimlerini kullanarak tamamen hayal ürünü bir mesaj oluşturmuş ve elektronik posta zincirleri ile dolaşıma sokulmuştur.
Ne yazık ki pek çok kişi, çarpıcı bir metin ve bir dizi asılsız, yanıltma amaçlı iddia ile ortaya sürülmüş bu karalamaya inanmış ve ve çevresine anlatarak Türkiye çapında yayılmasına sebep olmuştur.

Bu kasıtlı karalama kampanyası, sadece Danone’yi değil, sütlü çocuk ürünleri pazarını da etkilemiş; pazarda %26’lara varan gerileme ve buna bağlı olarak çiğ süt alımlarında yaklaşık 15.000.000 litreye varan daralma nedeni ile çiftçilerimiz de bu durumdan mağdur olmuşladır. Bir forum mesajının nasıl sonuçlara yol açabileceğini görmek açısından bu rakamlar fazlasıyla şey ifade ediyor anlayanlar için.

Peki bu kadar zarar gören bir firma, bu zararı karşılığında ne yapabilir? Danone, öncelikle olaya karşı halkla ilişkiler çalışmalarına ağırlık verdi. Tekzip anlamına gelecek adımlar atarak, broşürler bastırdı ve hedef kitlenin bulunabileceği ortamlarda dağıttı ama yine de 6,3 milyon kişiye ulaşabildiğini sanmıyorum.

Bugün için bu tür, firma ya da kişilere zarar veren, hakaret içeren e-posta ya da yazı türünden suçlar için neler yapılabilir konusu nispeten yeni sayılabilir. Henüz sadece ilgili e-postayı ya da forum mesajını ilk olarak yazan insanlar sorumlu görülüyor ama biz e-postaları forward (yeniden yönlendiren) eden kişilerin de hukuken sorumluluğu tutulabileceği düşüncesindeyiz. Özellikle Danone olayında meydana gelen zararı düşünürsek, bu zarara karşı, olayın yaratıcılarının sorumluluğu tespit edildiğinde, alacakları cezalar daha da iyi anlaşılabilecektir.

Danone açıklamasında “Bu karalama kampanyasını başlatmış kötü niyetli kişiler ve bu karalayıcı mesajları kötü niyetli olarak çeşitli kitlelere ileten diğer şüpheliler” ifadesini kullanıyor. Bu kişilerin tutuksuz olarak yargılandığını açıklıyor. Biz kötü niyetin nasıl belirlendiği ya da ne tür hareketlerin kötü niyet olarak yorumlandığı noktasında genel hukuk ilkelerine bakıyoruz.

Ayrıca, Türk Ticaret Kanunun madde 57 ve devamındaki haksız rekabet hükümlerine göre; ilettiğiniz mesajlar başkalarının mallarını kötüler, yalan yanlış bilgi verir ve ticari işlerini itibarının zedelenmesine yol açarsa; bir aydan bir yıla kadar hapis veya beş yüz liradan on bin liraya kadar adli para cezası veya her ikisine de mahkûm olabilirsiniz.

Yolladığınız zincir e-posta borsaya açık olan bir şirket hakkında olabilir. Kısa zamanda kitlelere ulaşan bu yalan, gerçeğe aykırı mesajlar şirket değerinde manipülasyona neden olabilir. Sonuçta bunu yazan ve dağıtanlar hakkında Sermaye Piyasası Kanunu İlgili maddeleri gereği 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve para cezasına hükmedilebilir.

Türk Ceza Kanunu 237. Maddesine göre besin veya malların fiyatlarını etkileme maksadı ile yalan haber veya havadis yayan kimseye üç aydan iki yıla hapis ve adli para cezası ile cezalandırılabilecektir. Yine aynı kanunun 125. Maddesine göre bir kimseye ya da kuruma onur, şeref ve saygınlığını bozacak şekilde saldırıda bulunana üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına verilmektedir. Akıllara ceza hukukundaki suçta ve cezada kanunilik ilkesi gelebilir. Fakat Zincir e-postalarda mevcut içerik tekrardan yollandığından ve değiştirilme ihtimali de olduğundan ötürü bu durumun somut olayın şartlarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir: Hukuk mahkemelerindeki tazminat davalarında kötü niyet aranabilir, kişinin iyiniyetli olduğu kanısına varılırsa tazminat miktarı düşürülebilir ama bu husus ceza yargılamasına etki etmeyecektir. Bu noktada bu suçların taksirle işlenip işlenemeyeceği hususu akla gelmektedir ki bu konu henüz tartışmalıdır.

Bilindiği üzere internet; bilgi paylaşımı, özgür ifade ve iletişim açısından sınırsız olanaklar sunuyor. Ancak, internetin özgür ortamının, kişileri ve/veya kurumları hedef alan kötü niyetli faaliyetler için kullanımı her zaman için mümkün. Sunduğu yüksek teknoloji ve geniş bilgi ağı sayesinde, internet son derece inandırıcı bir medya haline geldi, bu da ne yazık ki kötü niyetli bu faaliyetlerin inandırıcılığını tetiklemekte. Bu sebeple bu tipte asılsız haberleri duymuş ve şüpheye düşmüş tüketicilerin yine aynı yöntemle yani başta internetle doğru ve yaygın bir şekilde bilgilendirilmesi çok büyük bir önem arz ediyor.

Unutulur Zannetmeyin İnternetteki Hiç Birşey Unutulmaz!

Diğer bir örnek olarak: hazır giyim şirketi LC Waikiki 2007 yılında hakkında çıkarılan dedikoduya ise büyük bir hızla cevap verdi. Belki de bunda geçmiş tecrübelerin de etkisi büyüktü. Çünkü LC Waikiki’nin sahibi Tema Mağazacılık hakkında daha önceden de Fransız markası olduğunu iddia eden ve boykot çağrısı yapılan mesajlar dolaşmıştı internette. Bu sefer, şirketin eski milletvekili Leyla Zana’ya satıldığı dedikodusu ortaya atıldığı bir iftira e-postası söz konusuydu.

İftira, 25 Ekim’de e-postalarla birçok kişiye ulaştı. LC Waikiki ise hiç zaman kaybetmedi. Ertesi sabah savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ama bu sorunla baş etmede hukuki yöntemlerin yetersiz kalacağı artık kesin olduğundan: “Sesimizi çıkarmayalım, zamanla ortalık durulur. Şimdi bir açıklama yaparsak iddiaları hiç duymamış olanlara da duyurmuş oluruz” gibi bir mantık hatasına düşmediler. Hemen gazetelere ilan vererek, mağazalarının girişine duyurular asarak ve kendi internet sitelerinde açıklama yayınlayarak bu olay karşısında tüketicilerini bilinçlendirme çabasına giriştiler.

Bu gibi durumlarda sessiz kalmak ve beklemek yapılabilecek en son şey. Çünkü bazen internetteki iddialar öyle bir hale geliyor ki, gazeteler bile konuya yer vermek zorunda kalıyor. Şirketin bundan önce harekete geçip ilk açıklamayı kendisinin yaparak kesinlikle bilgi akışını etkilemesi gerekiyor.

İnterneti Kullanmak! Sizin De Elinizde

Şirketler, ilan verebilir, basın toplantısı düzenleyebilir ama bununla da yetinmemeleri, saldırıların başladığı internette de cevap vermeleri şart. Mesela Teksaslı Jeff Jarvis, bilgisayar devi Dell’de gördüğü muameleyi eleştirmek için blog sitesinde “Dell-Hell (Dell Cehennemi) Müşteri Hizmetleri” diye bir köşe açtı. Dell-Hell kelimesi kısa zamanda bir slogana dönüştü. Dell bununla mücadeleye başladı. Ama bir yandan da şirketin kendi blog yazarları, iddiayı ortaya atan Jeff Jarvis’e ulaştılar ve onu ikna ettiler. Öyle ki sonunda Jarvis, gözündeki Dell imajının tamamen değiştiğini açıkladı.

Bursa’da hakkında yine “Leyla Zana satın aldı” dedikodusu çıkarılan, hatta bu nedenle yağmalanan yerel market zinciri Şaypa, internetteki mücadeleyi başarıyla sürdürüyor. Herhangi bir forumda şirket hakkında bu iddia gündeme geldiğinde, hemen o foruma bir açıklama gönderiyorlar. “Sayın moderatör ve site üyeleri” diye başlayan açıklamada iddianın iftiradan ibaret olduğu söyleniyor, şirketin ortakları açıklanıyor ve “Şirketimiz, perakende sektöründeki geçmişi 80 yıl öncesine dayanan, ülkesine ve yasalarına bağlı kişilerce idare edilen bir aile şirketidir” deniliyor. Böylece hiç değilse forumlara giren kişiler iftirayı okumakla yetinmiyor, doğru bilgiyi de almış oluyorlar.

En Saçma İddialar Bile Resmi Ağızlarca Cevaplanmalı

Sadece Türkiye’de değil dünya çapında internet saldırısına maruz kalan firmaların başında ise Coca-Cola geliyor. Şirket hakkında o kadar çok iddia var ki, firmanın uluslararası web sitesinde bu konuya özel “Cola hakkındaki dedikodular ve gerçekler” başlıklı bir sayfa bile var. Burada Coca-Cola’nın sahibinin Yahudi olmadığı, şirketin farklı din ve etnik kökenlerden birçok hissedarının olduğu belirtiliyor. İsrail’e para akıttıkları, ürünlerine domuz ürünleri kattıkları gibi iftiralara da buradan cevap veriliyor. “Coca Cola fabrikalarını teröristler ele geçirdi, şişelere zehir damlattı”, “Cola’nın ardından mentollü sakız çiğneyen ölüyor”, “Cola tuvalet temizliğinde veya pas lekesi çıkarmakta deterjandan daha etkili” gibi yaratıcı(!) dedikodular da var. Şirket, bunlara kim inanır ki deyip boş vermiyor, internet üzerinden yayılmış olan bu iddiaların hepsine yne internette detaylı olarak cevap veriyor.

Kolalı içeceklerin yapımında bir cochineal adlı bir böcekten faydalanıldığı, üretimde meyan kökü kullanıldığı için bunu çok seven farelerin tanklara düştüğü gibi iletiler yüzlerce internet sitesinde, forumda ve e-posta kutusunda bir başkasının okuması için bekliyor. Coca-Cola Türkiye’nin Kurumsal İletişim Müdürü Ebru Bakkaloğlu, önlemlerini önceden aldıklarını belirtiyor: “İnternet üzerindeki tartışma sitelerini sürekli takip ediyoruz. Eğer karalayıcı iletiler dolaşmaya başladıysa, bunu alan kişilere Coca-Cola Danışma Merkezi tarafından mesajlar gönderiyor ve anlatılanların gerçekle ilgisinin bulunmadığını dayanaklarıyla açıklıyoruz.”

İtibarınız İnternet Dedektiflerine Emanet

Türkiye’de Gıda Güvenliği Derneği’nin http://www.ggd.org.tr/ adresindeki çevrimiçi web sitesindeki “Şehir efsaneleri” adlı bölümde de tüketicilere doğruları açıklayan ve ilgili firmanın açıklama linkine yönlendiren uyarılar bulunuyor. Dünya çapında da bu tip karalamaları ve şehir efsanelerini deşifre eden, http://www.hoaxbusters.org/ ve http://snopes.com/ gibi sitelerde de doğrular ve gerçekler kategorik olarak sürekli güncellenerek bu tür internet tabanlı karalama kampanyalarının insanların aklını çelmesi engellenmeye çalışılıyor.

ABD’de ise bazı şirketler, şirketlere ve bireylere internette bilgi kontrolü hizmeti sunuyor. Örneğin http://www.reputationdefender.com/ adresinden ulaşılabilen Reputation Defender/İtibar Koruyucusu adlı firma, internette hakkınızdaki tüm iddiaları sizin için araştırıyor, Facebook, MySpace gibi sosyal ağları, Youtube, Flickr gibi video ve fotoğraf paylaşım sitelerini, blogları ve tüm haber kaynaklarını tarıyor, hakkınızda dolaşan tüm bilgileri size sunuyor, sanal ortamda dolaşmasını istemediğiniz bilgileri yok etme güvencesi bile veriyor. Bunu nasıl yaptığını “kendi geliştirdiğimiz teknik yöntemlerle” diye açıklıyor. Bu hizmete başvuran şirketler haklarındaki istenmeyen bilgileri yok edebilmek için 10 bin dolar ödemeyi göze alıyorlar.

İftiraya Uğrayan Ne Yapabilir?

İftiraya uğrayan kişi ya da kurumun bununla başa çıkabilmesi için sosyal mühendislik anlamında önerilebilecek olan strateji şu şekilde: karşı saldırıya geçeceği bir blog kurması ve interneti sürekli tarayan medya uzmanlarından oluşan bir ekiple bir patlamaya dönüşebilecek her kıvılcımda hemen müdahalede bulunulması, açıklama yapılması ve iftira dalganın geçmesinin asla beklenmemesi.

İlk müdahaleden sonra ölçülü, soğukkanlı bir şekilde doğruların açıklanması ve gerisinin de insanların sağduyusuna bırakılması. Bu noktada, profesyonellikten şaşmadan hareket etmek ve yeni hukuki sorunlara yol açmamak da çok önemli; sinirle hareket edip internet aracılığıyla başka kişi ya da kurumları suçlamak veya bu vesileyle reklam yapmak kesinlikle kaçınılması gereken hatalar.

Yazıyı bir uyarıyla bitirelim: doğruluğunu kendi gözünüz, kulağınız, bilginiz ile bilmediğiniz, kontrol etmediğiniz iddialar taşıyan mailleri en iyisi yeniden yönlendirmeyin (forward etmeyin).

Stj. Av. Serhat Koç