AVRUPA BİRLİĞİ’NİN 2010 TÜRKİYE RAPORU HAKKINDA

AB, Türkiye 2010 İlerleme Raporu ile bizlerin 5651 S.K.’un uygulamalarını gördüğümüzden beri söyleyegeldiğimiz hususları tekrardan kesin bir dille belirtmiş. AB’ye göre: 5651 S.K. vatandaşların bilgiye erişim hakkını ve ifade özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Zaten aksini söyleyebilecek kimse de olduğunu zannetmiyoruz. Ancak tüm bu Anayasal özgürlüklerimizi sınırlayan hükümlerine rağmen 5651 S.K. halen yürürlüktedir.

Raporda bahsi geçen, internette ifade özgürlüğü ve genel olarak her yerdeki ve her türlü bilgiye erişme ve her türlü bilgiyi her şekilde yayma haklarımızı ve iletişim özgürlüğü kavramlarını Anayasamızın 26. Maddesinde yerini bulan  “Düşünceyi Açıklama Ve Yayma Hürriyeti”, 22. Maddesindeki “Haberleşme Hürriyeti”, 27. Maddesindeki “Bilim ve Sanat Hürriyeti”, 28. Maddesindeki “Basın Hürriyeti” ve özellikle de 42. Maddedeki “Eğitim Ve Öğrenim Hakkı” kapsamında olmak üzere düşünmeliyiz.

5651 S.K.’un hak ihlaline yol açan sayısız uygulamasından birkaçına örnek olarak değinmek konuyu daha anlaşılır kılabilir. Kanunun 8. Maddesiyle belirli çerçevede olsa internet siteleri hakkında erişim engelleme kararı verebilme yetkisi idari bir organ olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na Anayasa’ya aykırı olarak verilmiştir. Temel hak ve hürriyetlerden olan yukarıda bahsettiğimiz hürriyetlerimizi kısıtlayan (burada internet sitelerine erişmemizi engelleme olarak gözükmektedir bu sınırlama) kararlar sadece hâkim kararıyla verilebilmektedir. Ancak TİB’e 5651 S.K. ile verilen bu yetki bu Anayasal ilkeye açıkça aykırıdır.

5651 S.K. ile gelen bir diğer önemli hak ihlali de: verilen erişim engelleme kararlarının tedbir niteliğinde olmasına rağmen raporda da bahsedildiği gibi örneğin Youtube sitesinin erişim engelleme kararı Mayıs 2008’den Kasım 2010’a kadar sürmüştür. Tedbirler neticesinde soruşturmadan kovuşturmaya geçilmediği için tedbirler süre sınırsız olarak uygulamada kalmaktadır.

Yine burada değinmek gerekir ki: internet sitesi erişim engellemelerinin en ünlüsü olan Youtube sitesinin engellenmesine yol açan videolar esrarengiz ve hukukçuların çözemediği bir yöntemle sistemden kaldırılmış, yine kimsenin kavrayamadığı bir uygulamayla site tekrardan erişime açılmıştır. Herkesin bildiği gibi site erişime açıldıktan 2 gün sonra ilgili videolar sisteme tekrar yüklenmiş ve buna rağmen site hakkında halen erişim engelleme kararı verilmemiştir. Bu uygulamada bize Türkiye’deki erişim engelleme kararlarının altında hukukilik unsurunun dışında bazı unsurların varlığını hatırlatmaktadır.

Zaten bu konunun devamı olarak da raporda kesin ifadesini bulan bir diğer husus da basın özgürlüğünün Türkiye’de yeterli olmadığı hususudur. Basın mensuplarının haklarında açılan davalar  ve mesleklerini icrasında yaşadıkları kanunsuz baskıların yarattığı zorlukla ve yine basın kurumlarının internet siteleri hakkında erişim engelleme kararları verilmesi hususlarının Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının ülkede basın hürriyeti açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının gereği olan düşünceyi açıklama hürriyeti bağlamında yeterli garantiyi sağlamadığını açıkça ortaya koymaktadır. Tam da beklediğimiz gibi rapor da haklı olarak özgür düşünce ortamı ve çoğulcu medya gibi temel gereksinimlere son derece zarar veren basın mensupları üzerindeki politik baskı ve yargılananların sayısının çokluğu ile çok sık yaşanan site “kapatmalar” üzerinde vurgulu bir şekilde durulmuştur. Yaşanan olumlu gelişmelerin çok az olması ve kesinlikle yeterli olmaması da raporu kaleme alanlarla paylaştığımız bir düşüncedir.

Son tahlilde bakıldığında 2010 raporunda 2009 ve 2008 raporlarına göre çok fazla olumlu gelişme sağlanamamıştır: Türk hukukunda ifade hürriyetinin uygulanmasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde yeterli güvence bulunmadığı hususu en temel husustur. Yine ifade özgürlüğü kapsamında, İnternet sitelerinin sık sık ve keyfi olarak zaman ve süre açısından da orantısız olacak şekilde erişime engellenmeye devam ettiği konusuna da bir çözüm getirilemediği 3 yıldır yinelenmektedir. Bizce de bu hususlar artık Türkiye’de internet sansürü olgusunun hayatlarımızda olduğunu bizlere düşündürmektedir. Yargısal ve idari kararlarda hukuka aykırı içeriği siteden çıkarmak yerine internet sitesinin tamamına yönelik engelleme kararlarının verilmesi de bunun bir göstergesidir. İnternet demokrasinin beklenen düzeye çıkabilmesi için 5651 S.K.’un 8. Maddesi yerine 9. Maddesinin işletilmesinin yeğlenmesi ve esas yöntemin de engelleme değil içerik çıkarma olması gerektiğini düşünmekteyiz.

Son söz olarak ifade etmek gerekir ki: internetteki faaliyetlerimiz ve basının özgür çalışması anlamında ifade özgürlüğüne saygının hukuken ve uygulama olarak daha güçlü bir şekilde garanti altına alınma ihtiyacının bulunduğu açıktır. Devletin hukuka aykırı sınırlama ve kısıtlamalara son vermesi ve gerçek iletişim ve basın özgürlüğünü tam demokratik yaşam için sağlaması zorunludur.

Sorun Youtube ya da bir diğer internet sitesinin erişime kapalı ya da açık olması değildir. Sorun, ifade hürriyetinin ne kadar koruma altına alındığı, keyfi kısıtlamaların yapılıp yapılmadığı, sansürün var olup olmadığı ve gerçekten Anayasal özgürlüklerimiz tam olarak yaşama hakkımızın tanınıp tanınmadığı noktasındadır.